NTV’de Hava Durumunu sunan Gökhan Abur’un ortaokul ve liseyi Karabük’te okuduğunu belki bir çoğunuz bilmiyordu değil mi? Gökhan Abur’un o farklı hava durumu sunumu yanısıra çok renkli bir hayatı var.

Gökhan Abur kimdir?
İstanbul Teknik Üniversitesi Meteoroloji Bölümü’nden Meteoroloji Yüksek Mühendisi olarak mezun oldu. Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi Deprem Araştırma Enstitüsü Meteoroloji Bölümü’nde uzman olarak çalıştı. Müziğe Karabük’te 1960’lı yıllarda başladı. Egemen Bostancı’nın organize ettiği “Altın Ses” yarışmasında dördüncü olarak adını duyurdu. Toplam 14 adet 45’lik bir adet de uzunçalar çıkardı. 1983 yılından sonra denizcilikle de ilgilenmeye başladı. 2000 yılında Açık Radyo’da iki yıl süre ile “Açık Deniz” adlı bir de program yaptı.

Akort Dergisi’nden Sevcan Çarkçı’nın Abur ile yaptığı bir röportajı birlikte okuyalım.
Memur bir ailenin çocuğu olarak Afyon’da dünyaya gelen Abur’un babası İzmirli, annesi ise İstanbullu.. Subay olan babasının işi nedeniyle Türkiye’nin birçok yerinde bulunmuş. İlkokula Ankara’da başlamış, Elazığ’da devam etmiş. Babasının görevinden istifa ettiği dönemde ise İstanbul’a gelmiş ve ilkokulu burada bitirmiş. Ortaokula başladığı dönemde ise babasının memuriyet hayatına geri dönmesiyle birlikte Karabük’e gitmiş. Ortaokul ve liseyi burada tamamlamış.
GÖKHAN HOCA’NIN MÜZİK AŞKI HİÇ BİTMEDİ…
NTV ekranlarında “Gökhan Hoca ile Hava Durumu” nu sunan Gökhan Abur, tarzıyla dikkatleri üzerine çekti. Meteoroloji Mühendisliğinin yanı sıra müzisyen bir kimliği olan Abur’un birçok plağı bulunuyor. Gökhan Abur,  aynı zamanda 1975 Eurovisyon Şarkı yarışmasının da  finalisti…

Yetmişli yıllarda müzisyenlik yapan ve “Yasak Aşk”, “Böyle Bitsin”, “Bir Gün Karşılaşırsak” gibi şarkıları seslendiren Abur’un asıl mesleği Meteoroloji Mühendisliği. Kandilli Rasathanesi Meteoroloji Mühendisliği görevinden iki sene önce emekli olmasına rağmen, hayatındaki meslek aşkı, hiç azalmamış. Bir yandan öğretim görevlisi olarak Meteoroloji dersleri vermeye devam eden Abur,  diğer yandan da NTV’ de “Gökhan Hoca ile Hava Durumu” nu sunuyor.  Müzikle uğraştığı dönemlerden önce Televizyonda hava durumu sunmak fikri nasıl ortaya çıktı diye soruyoruz ilk önce ona. “Medya ile ilişkilerim hiçbir zaman kesilmemişti. Kandilli Rasathanesinde görevliyken de Rasathanenin kendi işleri ile ilgili olarak medya ile ilişkilerim sürüyordu. Telefonla bazı radyo ve televizyonlarda hava durumu verdiğim zamanlar olmuştu. Çok sevdiğim profesör arkadaşım Mithat Kadıoğlu bir gün telefon etti. Tesadüfen buraya program yapmak için gelmiştik ve bu şekilde başlamış oldum. Zaman nasıl geçti ben de anlamadım”

Hava Durumu sunmaya başladığı süreden bu yana sunumuyla tüm dikkatleri üzerine çeken Gökhan Abur, sert görünümü ve tok sesinin aksine oldukça esprili ve sıcakkanlı biri. “Televizyon dünyası gerçekten başka bir dünya. Sert olduğumu zannetmiyorum. Günde birkaç defa hava durumunu verebilmek ve doğru olduğundan emin olmak stres yaratıyor. Belki derslerde de böyleyim. Ama giderek yüzümün rahatladığını görüyorum ekranda. İlk başlarda gerçekten korku doluydu benim için. ‘Acaba ne olacak, kaçıracak mıyım arkamdakini’ gibi endişelerim oluyordu.” Hiç de  alışık olmadığı bir sistemle çalışıyor. “Bluebox denilen bu sistemde arkam boş. Arkama döndüğüm anda bir yerleri bulmam lazım. İlk günlerde çok kaçırıyordum. Ama artık alıştım.” Birkaç prova yaparak girdiği ilk yayın, çok heyecanlı geçmiş onun için. Hala da bu heyecanı taşıyor. “Ne iş yaparsanız yapın, heyecanınızı yitirdiğiniz anda o iş bitmiştir. Devam etmenize gerek yok artık. Yaptığım tüm işlerde hep ilk günkü heyecanı yaşıyorum. O işi sevmiyorsanız, heyecan duymuyorsanız o işi bırakmanız lazım.”

Meteoroloji mühendisleri Çağla Balcı  ve Dilek Çalışkan ile birlikte çalışan Abur, sabahları  üç dört saat ders verdikten sonra  saat üç’te NTV’ de oluyor. Çalışmalarına akşam eve gittiğinde de devam ediyor. İnternet üzerinden profesyonel harita ve bilgilerle uğraşıyor. Türkiye’nin bulunduğu iklim koşulları nedeniyle değişken bir yapıya sahip olduğunu ve tahminlerde zaman zaman zorlandıklarını, aralarında tartışarak tutturmaya çalıştıklarını söylüyor. “ Tahminlerin tutmaması yalnız bizim için değil, herkes için geçerli. Genç arkadaşlarımdan da gördüğüm kadarıyla tahminlerde çok büyük bir tutarsızlık yok.” Abura’a göre değişen hava koşulları insan hayatını yakından ilgilendiriyor: “Kışın kışlığını yapabilmesi için muhakkak soğuk havanın gelip buraya yerleşmesi lazım. Ama sıcak hava inatçılık yapıp onu yaklaştırmazsa Lodos, Karayel, Poyraz birbirleriyle kavga ederken, bizim başımız ağrır, bir gün üşür, bir gün sıcaktan bunalır ve dengemizi yitiririz.”

Memur bir ailenin çocuğu olarak Afyon’da dünyaya gelen Abur’un babası İzmirli, annesi ise İstanbullu.. Subay olan babasının işi nedeniyle Türkiye’nin birçok yerinde bulunmuş. İlkokula Ankara’da başlamış, Elazığ’da devam etmiş. Babasının görevinden istifa ettiği dönemde ise İstanbul’a gelmiş ve ilkokulu burada bitirmiş. Ortaokula başladığı dönemde ise babasının memuriyet hayatına geri dönmesiyle birlikte Karabük’e gitmiş. Ortaokul ve liseyi burada tamamlamış. Müzikle tanışması da bu yıllarda gerçekleşmiş…Lise çağlarında sinemayı çok seven Abur, Hollywood yapımı müzikal filmlerin çok olduğu bu dönemde tüm filmleri seyreder, kendine göre bir İngilizce’yle yorumlarmış. O dönemlerde Karabük, modern şehir olmakla birlikte  Türkiye’nin en büyük sanayi merkeziymiş. Yüzme havuzlarının, tenis kortlarının ve sosyal klüplerin olduğu bir  yermiş.“Karabük’teyken hanımların toplantılarının birinde ‘gel şarkı söyle’ dediler. Sonra İtalyanca’ya merak saldım. Orkestra kurduk ve böylece başlamış oldu müzikal yaşantım.”

İstanbul Teknik Üniversitesi Meteoroloji yüksek mühendisliğini  kazanarak geldiği İstanbul’da kurdukları bu orkestrayı devam ettirmiş arkadaşlarıyla. 1975 yılında katıldığı Eurovisyon Şarkı yarışmasının ardından da aktif bir müzik dönemi yaşamış. “Sahneye çıkıp mikrofonu elime alana kadar muhakkak heyecanlanıyordum ve hiçbir zamanda bu heyecanı yitirmedim.”  İlk şarkı sözü yazarı Fikret Şeneş kendisine şöyle söylemiş: “ Sahneye çıktığın zaman şöyle bir bak izleyicilere. Muhakkak bir kişinin ilgisini çekmişsindir. Gidip ona karşı şarkı söylersen onun ilgisi diğerlerini çeker ve iyi de şarkı söylüyorsan farkına varmadan tüm salonu etki altına alabilirsin.” Bu sözleri çok doğru bulan Abur, sahne çalışmalarında hep bunu uygulamaya çalışmış. Müzisyenlerin amatör bir ruhla çalıştıkları bu dönemde gece hayatı zamanla şekil değiştirmeye başlamış. 80’li yılların ortasına kadar da plakları devam etmiş. Daha sonra bozulan sağlığı, mesleğinin ağır basması ve müziğin yozlaşmaya başlaması gibi nedenlerle müziği bırakmış. Teknik Üniversitede bir süre asistanlık yaptıktan sonra Kandilli Rasathanesine geçen ve çok uzun bir dönem burada çalışan Abur, iki sene önce derslerinin yoğunluğu nedeniyle de emekliye ayrılmış. Müziğe küstüğü dönemler olsa bile, müzik hayatından çıkmamış. “Eskilerin söylediği bir laf vardır. Sahnenin tozunu yutarsanız o çeker sizi. Benimde dönem dönem katıldığım çalışmalar oluyor. En hoşuma gidenlerden biri de1998’de Kültür Bakanlığı’nın yaptığı davetti. Cumhuriyet’in 75. Yıl kutlamaları için Deniz Arcak, Asu Maralman, Devlet Opera Balesinden arkadaşların aralarında  bulunduğu bir ekiple Mersin ve Tarsus’a gittik. Ve 29 Ekim’i Mersin Opera Binasında kutladık. Selmi Andak’ın 60. Sanat yılını kutladık AKM’de. Bu tip çalışmalara katılıyorum”

Gökhan Abur’un 1975 Eurovison Şarkı Yarışması’na katıldığı BİR GÜN KARŞILAŞIRSAK şarkısını dinlemek için TIKLAYINIZ

 8,582 

YORUMLAR