21 Mayıs 2022 Cumartesi
Blog

Gerçeği yazmak suç oldu

0

Gazeteci gerçeğin peşindedir. Gazeteci, haber ve bilgi kaynağına en çabuk ulaşan ve bu kaynaklardan edindiği bilgi ve haberleri okurlara sunan insandır.
Gazeteci Uğur Mumcu “Gazetecinin ve tarihçinin işlevleri ayrıdır. Gazeteciler, tarih yazmazlar; tarihçilerin yararlanacağı kaynakları bulmaya ve sunmaya çalışırlar.” sözüyle gazeteciliğin önemini vurgulamıştır.
Şu gerçeği de vurgulamam gerekir, sosyal medya, gazeteci için önemli bir haber kaynağıdır.
*
Sosyal medyanın günlük yaşantımıza girmesiyle gazeteciliğin önemi daha çok ortaya çıkmaktadır. Çünkü sosyal medyadaki her bilgi doğru olmayabilir, teyit edilmesi gereken bilgidir.
Sıradan vatandaşlar, şahit oldukları olayları sosyal medyadan dünyanın her yerine ulaştırabilmektedir. Ama bu olayın, bilginin veya fotoğrafın teyit edilmesi gerekmektedir. Bu bilginin nasıl teyit edileceğini en iyi bilen kişi profesyonel gazetecidir.
*
Yukarıdaki satırlarda çok kısa özetle “Gazetecilik ve sosyal medya” bilgilendirmesinden sonra açıklamak istediğim önemli bir konu var.
Sosyal medyada özellikle Facebook’u yaklaşık 10 yıldır “makale, röportaj gibi uzun yazı” paylaşımına izin verdiği için aktif olarak kullanıyorum.
10 yıl süresince günlük olarak, yaşadığım Karabük’te olanları yazdığım gibi bölgemizde ve tabi ki ülkemizde yaşananları da yazmaya çalıştım. ANLIK fotoğraflar yanı sıra arşivimdeki hiç kimsede olmayan tarihi fotoğrafları da paylaştım.
Tarihe not düşmek için eleştirel yazılarım, yorumlarım da oldu.
Yazdıklarımdan dolayı pek çok defa yargılandım, yüz binlerce liralık tazminat davalarıyla uğraştım. Sonuçta hepsinden beraat ettim.
Susturulmak istendim.
Baskılara uğradım.
Boyun eğmedim.
Bedeller ödedim, yılmadım
Korkmadım, susmadım.
Kimsenin adamı olmadım.
Çünkü “Biat” kültürüyle yetişmedim.
Atatürkçü olarak yetiştim
Atatürk ilke ve devrimlerine bağlı kaldım.
Evrensel gazetecilik basın meslek ilkelerine hep uydum.
Haklının yanında, haksızın karşısında oldum.
Güçlünün karşısında, güçsüzün yanında oldum.
*
Facebook sayfamı geriye dönük incelediğinizde bu yazdıklarımdan çok daha fazlasını görebilirsiniz. O sayfa Karabük’ün hafızası oldu. Yazılarımı yüzlerce, binlerce kişi paylaştı.
Karabük’ün hafızası sosyal medya sayfam şu an tehlike altında.
Facebook yöneticileri sayfamı kapatmak için sürekli ihtar mesajı gönderiyor.
Sürekli kısıtlamalar yapıyor.
Geçen gün hesabım yine kısıtlandı

Ne paylaşım, ne yorum, ne beğeni yapabildim…

Topluluk Standartlarına uymamışım itiraz ettim ama maalesef sonuç alamadım…

GEREKÇEYE BAKIN
COVID-19 ile ilgili yanlış bilgi paylaşmışım…
Yıllardır Karabük’te yaşayan ve Antalya’ya taşınan değer verdiğim bir kardeşimizin bana yazdığı mesajı paylaştım.
Güvendiğim, çok iyi tanıdığım bana asla yalan söylemeyecek olan bir kardeşimizin mesajı…

Başlıkta dediğim gibi “Gerçeği yazmak suç oldu”
Ama şunu bilmeliler; “Bir gazetecinin ilk öğreneceği şey cesarettir. Korkaktan gazeteci olmaz”
Korkmuyorum…
Sosyal medyayı bundan sonra paylaşım için pek fazla kullanmayacağım. Sadece arkadaşlarımla iletişim için kullanacağım.
Bugünden itibaren bu kişisel sitemde yazmaya devam edeceğim…
Bu siteyi ara sıra ziyaret ederek bana destek verir misiniz?

Karabük Canlı Yayın

0

Karabük’ten canlı yayınlar için çalışmalar devam ediyor. TEST aşamasındaki canlı yayınlar için önümüzdeki günlerde farklı konular yayınlanacak. Önerileriniz benim için çok önemli tabi eleştirilerinizi de bekliyorum.

NOT: Canlı yayın sona erdiği zaman Youtube kanalımda tekrarını izleyebilirsiniz.

Virane Havuzlubahçe için karar çıktı

0

Türkiye Demir Çelik İşletmeleri Karabük Demir Çelik Fabrikalarının sosyal tesisleri özelleştirme sonrası adeta çürümeye terk edilmişti. Özelleştirildikten sonra KARDEMİR A.Ş olarak adını alan fabrika yönetimi virane durumdaki Havuzlubahçe için olumlu bir karar aldı.

Alınan bilgilere göre KARDEMİR yönetimi Karabük halkından gelen tepkiler üzerine Havuzlubahçe’nin onarımı ve tamiratını yapacak.

Onarım yanı sıra Havuzlubahçe için özel proje hazırlandığı ve proje çalışmalarının tamamlanmak üzere olduğu öğrenildi.

2018 yılında sosyal medya hesabımdan yaptığım canlı yayınla Havuzlubahçe’nin nasıl çürüdüğünü kamuoyuna paylaşmıştım.

Soğuk bir kış günü Havuzlubahçe’ye 2 metrelik duvardaki demir parmakları güçlükle aşarak girdim. Özel mülkiyete izinsiz giriş yapmadım. Atıl vaziyetteki tesisleri görüntüleyerek, kamuoyunu bilgilendirmek ve en önemlisi sosyal bir yaraya dikkat çekmek için gazetecilik görevimi yerine getirmeye çalıştım.
Yüzlerce izlenme ve paylaşım yapılan canlı yayın videoların altına birçok kişi “yazıklar olsun” yorumları yaptı. Bu haklı olarak oluşan yoğun tepki Karabük’te üst düzey yetkililere kısa sürede ulaştı.

O zamanın Karabük Valisi Kemal Çeber makam koltuğundan kalkıp Kardemir yetkilileri beraberinde virane durumdaki sosyal tesislerde inceleme yapmıştı.

İŞTE O CANLI YAYIN

VALİ KEMAL ÇEBER’İN İNCELEMESİ

..Ve nihayet Karabük bir değerine sahip çıktı.

Gazetecilik görevimi yaptım, bana destek verenlere teşekkür ederim.

Reşit Galip Kimdir

0

Alman’a Alman diyor.
Rus’a Rus diyor.
İngiliz’e İngiliz diyor.
Fransız’a Fransız diyor.
Japon’a Japon diyor.
Arap’a Arap diyor.
Sadece Türk’ten rahatsız oluyor.
Türk’e Türk diyemiyor.
Andımızı yasaklamaya çalışmalarının birinci sebebi budur.
İkinci sebebi ise, ki bana göre daha önemlisi, şudur…
Reşit Galip.
Rodos doğumluydu.
İtalyanlar Trablus savaşı sırasında oldu bittiye getirip Rodos’u işgal edince, henüz 17 yaşındayken doğduğu toprakları kaybetmenin acısını yaşadı… Kayıkla Marmaris’e geçti, İzmir’e geldi.
Bugün Büyük Efes Oteli’nin karşısında yer alan ve Ticaret Lisesi olarak eğitim veren Fransız kolejinden diploma aldı, İstanbul’a gitti, Tıbbiye’ye kaydoldu, Hakikat adıyla gazete, Sivrisinek adıyla mizah dergisi çıkardı, yurtsever, özgürlükçü fikirlerini kaleme aldı.
Gönüllü oldu, Balkan Harbi’ne katıldı, yaralandı, gönüllü oldu, Kafkas cephesi’nde vuruştu, Tıbbiye’yi 1917’de bitirebildi.
Milli mücadele başlayınca, Kuvayı Milliye’ye katıldı, Aydın’da Denizli’de çarpıştı, sahra hastanelerinde hekim olarak görev yaptı.
Mustafa Kemal’le Mersin’de tanıştı.
1923 yılıydı.
Türk Ocağı’nın açıkhava toplantısı için eşi Latife’yle birlikte şehre gelen Mustafa Kemal’e, padişah tahtı gibi varaklı filan iki süslü koltuk hazırlamışlardı. Mustafa Kemal’in kan beynine sıçradı, “nedir bu maskaralık” diye bağırdı, halkın oturduğu tahta sandalyelerden iki tane çekti, Latife’yle birlikte halkın arasına oturdu.
Konuşmacılardan biri 25 yaşındaki Reşit Galip’ti.
Kürsüye çıktı.
Parmağıyla Mustafa Kemal’i işaret ederek “sen” dedi…

“Sen Gazi Paşa, sen bu milletin yalnızca kurtarıcısı, yalnızca kahramanı değilsin, sen bunlardan çok daha büyüksün, çünkü sen bu milletin ferdisin, senin asıl büyüklüğün, bütün o büyüklüklere rağmen ‘milletin ferdiyim’ diye övünmendir. Bu millet geçmişinde de hakikaten kahramanlar görmüştür, mağlubiyetleri galibiyetlere çevirdiler, milli hudutları zafer içinde genişlettiler, dahiler çıktı, bozulan devlet işleyişini düzelttiler, fakat onların, o sultanların o vezirlerin hepsi, o kadar mağrur oldular ki, artık kendilerini bu milletin bireyi saymayı, kendileri için alçalma, hakaret saydılar. Milletin kemikleriyle kurulmuş, kanlarıyla sıvanmış saraylarda, malikanelerde yaşamayı tercih ettiler. Bu kanlı kemik yığınları üzerinden milletlerine hakaretle baktılar. Milleti hayvan sürüsü, kendilerini de bu sürüyü güdecek, gökten inmiş vücutlar sandılar. Yani artık bu milletin bir ferdi olmak istemediler. Halbuki sen… Evrensel şanların şereflerinle beraber yine içimizdesin. Yine ‘ben bu milletin ferdiyim’ diyorsun. Dertleşmek için yine gelip bizi buluyorsun. İşte bu nedenle büyüksün, işte bu nedenle her büyükten daha büyük oluyorsun. Bu milletin ferdi olmakla iftihar eden sen Gazi Mustafa Kemal Paşa, bin yaşa” dedi.

“Sen” diye hitap etmesi etraftakileri endişelendirmişti.
Halbuki tam tersine…
İçimizden biri olduğunu özellikle belirtmek için “sen” demişti.
Mustafa Kemal’in en onur duyduğu paye, içimizden biri olmasıydı.
Gözünü budaktan sakınmayan bu Kuvvacı genç hekim, iki yıl sonra, 1925 seçimlerinde Aydın milletvekili oldu.
Halkevleri’nin kuruluşunda etkin rol oynadı.
Sonradan Türk Dil Kurumu’na dönüşecek olan Türk Dili Tetkik Cemiyeti’nin yönetiminde yer aldı.
Yıllar aktı geçti, 1931 oldu.
Mustafa Kemal İstanbul’daydı.
Hukukçularla, tarihçilerle, sanatçılarla oturulan Dolmabahçe’deki sofranın o akşamki konusu eğitimdi.
Her servis tabağının yanında birer not defteri vardı, konuklar hem sohbet ediyor, hem not alıyordu.
Yemek bahaneydi…
Demokrasi sofrasıydı.
Özgürce konuşuluyordu.
Herkes fikrini açık açık dile getiriyordu.
Lafını esirgemeyen atak devrimci Reşit Galip, masadaydı.
Ve, Milli Eğitim Bakanı Esat Sagay’ı yerden yere vuruyordu.

Tartışılan konu, kız öğrencilerin kıyafetiydi.
Esat Sagay, kız öğrencilerin kısa kollu gömlek giymelerini, etek ve kısa çorap giymelerini uygun bulmuyordu, bunların giyilmemesi konusunda genelge yayınlamak istiyordu.
Reşit Galip ateş saçıyordu, “bu gericiliktir” diyordu.
“Devrimlerimizin en büyüğü kadınlara tanınan haklardır, kız öğrencilerimizin gömleğinden eteğinden rahatsız olmak, aslında kadın özgürlüğüne sınır çizmektir, devrimleri zedeleyecek icraatlar hoş görülemez, bu kokuşmuş kafayla devlet yürümez” diyordu.
Masanın başında oturan Mustafa Kemal müdahale etti.
Esat Sagay, Harbiye’den öğretmeniydi.
“Burada bulunmayan hocam hakkında böyle konuşmanıza müsaade edemem, onun da bulunduğu ortamda konuşursunuz” dedi.
Reşit Galip öfkeyle kafa tuttu.
“Biz karşılık beklemeden Ege dağlarında mücadele ettik, yırtık gömlekle çalışıyoruz, siz bizi azarlıyorsunuz” deyiverdi.
Sofra tel gibi gerilmişti.
Mustafa Kemal babacan bir ses tonuyla karşılık verdi, “vakit hayli ilerledi, yoruldunuz sanırım, buyrun istirahat edin” diyerek, kibarca sofradan kalkmasını istedi.
Ama, Reşit Galip geri adım atmadı, aksine iyice diklendi.
“Burası sizin sofranız değil, milletin sofrası, milletin işlerini görüşüyoruz, burada oturmak sizin kadar benim de hakkım” dedi.
Ve maalesef, ağzından daha ağır bir cümle çıktı…
“Devrimleri korumak için sizden müsaade istemiyorum, hatayı yapan siz de olsanız, yüzünüze konuşurum, mesela Rose Noir’a verdiğiniz kredi mektubu, siz yazdınız diye hata olmaktan çıkmaz” dedi!
Hava iyice buz kesmişti.
Memleketin en güçlü insanı Mustafa Kemal, dünya demokrasi tarihine geçecek bir davranışta bulundu.
“Öyleyse ben kalkayım” dedi!
Kalktı, salondan çıktı.
(Reşit Galip’in Rose Noir konusundaki ithamı, bardağı taşıran damlaydı. Çünkü… Rose Noir, Beyoğlu’nda Beyaz Rus bir çiftin işlettiği gece kulübüydü, Mustafa Kemal’in uğramaktan hoşladığı favori mekanlardan biriydi, bir akşam mekanın sahipleri şikayetçi olmuşlar, İş Bankası’ndan kredi talep ettiklerini ama kendileriyle ilgilenilmediğini anlatmışlardı, Mustafa Kemal de “ilgileniniz lütfen” diye bir not yazarak, İş Bankası genel müdürüne iletmeleri için kendilerine vermişti. İş Bankası genel müdürü Muammer Eriş, bu not üzerine, Rose Noir’in sahipleriyle görüşmüş, finansal durumlarını incelemiş ve krediyi vermemişti! Sonra da Dolmabahçe’ye gelerek, bizzat Mustafa Kemal’e bilgi vermiş, Rose Noir’ın kredi alabilmeye uygun olmadığını, yoksa Beyaz Rus olmalarından kaynaklanan herhangi bir önyargı olmadığını anlatmış, Mustafa Kemal de İş Bankası’nı doğru kriterlerle yönettiği için kendisine teşekkür etmişti. Yani… Mustafa Kemal’in kredi mektubu vermesi, bu mektup üzerine kredi verilmesi filan söz konusu değildi. Zaten, kızkardeşine, eniştesine, en yakın arkadaşlarına bile asla torpil yapmayan Mustafa Kemal’in herhangi birine ayrıcalık istemesi mümkün müydü?)
“Öyleyse ben kalkayım” dedi!
Kalktı, salondan çıktı.
Peşinden, diğer konuklar kalkıp gitti.
Reşit Galip sofrada yapayalnız kaldı.
Saat geceyarısını geçmişti, pencere kenarında bir koltuğa oturdu, sabah olmasını bekledi.
Mustafa Kemal uyandığında Reşit Galip gitmişti, genel sekreter bilgi verdi, “sabaha kadar bekledi, mahcubiyetini size iletmemizi istedi, bir de Ankara’ya gidecek kadar borç istedi, 25 lira verdik” dedi.
Mustafa Kemal’in üzüntüsü yüzünden okunuyordu, “Ankara’ya kadar gidecek adama 25 lira mı verilir, bari benim hesabımdan birkaç yüz lira verseydiniz, cebinde beş parası yok ama karakterinden taviz vermiyor, parası yok ama cesareti var” diye mırıldandı.
Bu tatsız hadise kulaktan kulağa yayıldı.
Ankara’ya dönen Reşit Galip her girdiği ortamda ağır eleştiriye uğruyordu, ölçüyü kaçırdığı için suçlanıyordu.
Tatsızlığa elbette yine Mustafa Kemal son verdi.
Bir hafta kadar sonra Reşit Galip’i yine sofraya davet etti, hemen yanındaki koltuğa oturttu, her zamanki sıcaklığıyla hiçbir şey olmamış gibi sohbet etti.
Ve bir yıl sonra… Fikirlerini savunmak için karakterinden taviz vermeyen, zoru görünce eğilip bükülmeyen, kendisine bile kafa tutmaktan çekinmeyen bu mangal yürekli devrimciyi Milli Eğitim Bakanı yaptı!
Andımız’ı…
İşte bu Reşit Galip yazdı.
Bakanlığı döneminde üniversite reformu yaptı, medrese kalıntısı öğretim üyelerini tasfiye etti, öğretmenlere genel bütçeden düzenli maaş ödenmesini sağladı, Anadolu Medeniyetleri Müzesi’ni hayata geçirdi, maalesef zatürree oldu, bakanlığı bırakmak zorunda kaldı.
Evine çekildi.
Karyolasını kütüphanesine taşıttı.
41 yaşında…son nefesini verdi..
Topraktan önce, adeta kitaplarına gömülmüştü.
Rahmetli olduğunda cebinde sadece beş lirası vardı.
Hekim, milletvekili, bakandı.
Sadece beş lira.
Üç kızı vardı.
Ev kiraydı.
Eşi, Afet İnan’dan yardım istedi.
Mustafa Kemal’in haberi oldu.
Reşit Galip’in emanetlerine başlarını sokacak bir ev alındı.
“Ne Mutlu Türküm Diyene” kavramının ruhu, budur.
“Yurdumu milletimi özümden çok sevmek” budur.
“Varlığım Türk varlığına armağan olsun” budur.

Türk alerjisi olanların zannettiği gibi, herhangi bir etnik kökeni dışlamaz, Ne Mutlu Türküm Diyene bütünlüğü içinde, anayasal haklarla vatana millete aidiyeti, Cumhuriyet ideallerini barındırır, saygıyı, sevgiyi içselleştirir, kalkınma hedefini simgeler.
Andımız’a yönelik husumetin, kinin, nefretin sebebi gayet açıktır…
Andımız okutulan milli eğitim sistemi, Reşit Galipler gibi yurtsever, özgür karakterli, özgüvenli, mücadeleci, toplumcu, sorumluluk duygusuna sahip, ilerici, insan odaklı evlatlar yetiştirmeyi amaçlar.

  • Yılmaz Özdil

NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE

#KarabükAnlık – 22.04.2022

0

Karabük’te COVID-19’da son durum nedir araştırmaya çalıştım fakat yine bildiğiniz gibi hiçbir yetkili yanıt vermiyor.

Kendi imkanlarımla yaptığım çok basit bir araştırmada Karabük’te COVID-19’un artık sona erdiğini söyleyebilirim.

Şöyle ki

Sağlık Bakanlığının Hayat Eve Sığar HES uygulamasında paylaştığı verilere göre Karabük’te durum gayet iyiye gidiyor.

Umarım bu yazımdan sonra yetkililer son durum hakkında sağlıklı bilgi verir…

Törenle açılan Karabük Demirgül Cami

0

Karabük’ün Kuruluş Yıldönümü 3 Nisan Etkinlikleri programı açıklandığında birçok kişi tepki göstermişti.
Böyle etkinlik mi olur dendi.
Boş, içi bomboş bir etkinlik programı dendi.
Program “yapmış olmak için” yapılmış dendi.
Ve daha neler neler söylendi…

Programda “bir ilk” vardı.
Etkinlik olarak CAMİ AÇILIŞI yapılacaktı.
Karabük’ün Kuruluş Yıldönümünde,
Cami açmak
Karabük tarihinde bir ilkti…

Özellikle altını çizerek yazıyorum
Tepkiler Cami açılışına değildi.

Her yıl yapılan
Her kesimin severek katıldığı,
Coşkulu törenler yerine,
Karabük’ün hafızasını silmek istercesine
“Bomboş” bir program hazırlanmasına tepki gösterildi.

Görkemli ve “resmi” törenle açılışı yapılan Demirgül Camii
Karabük Üniversitesi tarafından
2015 yılında projelendirildi.
Karabük Üniversitesi TOKİ Konutları sakinleri için inşaatına başlanan Cami için dernek kuruldu. Karabük Üniversitesi Demirgül Cami Yaşatma Derneği adıyla kurulan dernek projeyi üniversiteden devir aldı ve çalışmalarına başladı.

Buraya kadar her şey normal olarak devam etti.
Ama
Cami henüz tam bitmeden apar topar
3 Nisan Karabük’ün Kuruluş Yıldönümü
Etkinliklerinde açılmak üzere programa alındı.

Henüz bitmedi ama protokol
Görkemli ve resmi törenle açılış yapıldı.
“İlk Cuma Namazı kılındı” diye
Haber ajanslarına servis edildi.


Peki…
Şimdi soruyorum;
O Cami şu an neden kapalı?

Biliyorum daha önce sorduğum
24 soruya yanıt vermediniz
Bu soruya da
Yanıt vermeyeceksiniz
Olsun…
Ben yanıt vereyim
Camiye imam atanmadığı için!..

Hadi ben yanlış yanıtladım

– “Yok öyle değil” diyorsanız
Gerçeği siz açıklayın
Sayın yetkililer…

Malumunuz Ramazan Ayındayız
Akşam “Teravih Namazı” kılınacak
Cami kapalı…

Teravih zamanı sadece Demirgül Camisi mi kapalı
Hayır
Karabük Üniversitesi Kampüsteki
Cami de kapalı…
Yanlışsam düzeltin…
Özür diler, cevap hakkını yayınlarım.

Bu arada akıl vermek gibi olmasın
Karabük Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde görevli;

  • Eğitmenler, Okutmanlar
  • Öğretim Görevlileri
  • Asistanlar, Doçentler
  • Doktorlar ve Profesörler
    Teravih namazı kıldırabilir mi?
  • “Tabi ki kıldırabilir”

Eee o zaman
Camiler neden kapalı?

#KarabükAnlık-18.04.2022

0

Karabük Kent Merkezinde bir iş yerinin vitrin camında “PVC kaplamalı ‘Aşı kartı’ çıkartılır” yazısını görünce aklıma neler geldi neler…

Son 2 yılda yaşananlar…

Cezayirliler…

Sokağa çıkma yasakları

Maske zorunluluğu

HES kodları

Ambulansların canhıraş sesleri

Yoğun bakıma yatırılanlar

Bir torba ilaç verilerek evine gönderilenler

Ölenler…

Kireçlenerek mezara defnedilenler

“Krizi fırsata çevirip” daha çok zengin olanlar

Sadece “Karabük +1” yazdım diye gözaltına alınmam

Aylarca yargılanmam

Günlerce karakola imza atmaya gitmem

Neler yaşadık neler değil mi?

Herkes neyin ne olduğunu bilmediği günlerde bir yazı yazdım.

Covid-19 Aşısı Olacak mıyım? başlıklı yazımda açık ve net yazdım.

Aşı karşıtı değilim ama aşı olmayacağım dedim.

Güvendiğim doktorum “Bağışıklık sistemin güçlü olursa korkma” demişti.

Yazdıklarımdan dolayı
“Bilim karşıtı, felaket tellalı” olarak suçlanmam.

Sosyal medyadan kısıtlanmam
Ve daha neler, neler…

Peki ne oldu şimdi?

Soruyorum ne oldu

Yalan mı yazmışım,
Gerçeği mi saklamışım?

#KarabükAnlık – 16.04.2022

0

Karabük esnafı ciddi sıkıntı yaşıyor, ne yapacağını bilemez durumda. Her zaman küçük esnafa destek verilmesi gerektiğini savundum ve yazdım.

Bu fotoğraftaki parçayı almam gerekiyordu Karabük’te ilk gittiğim hırdavat dükkan sahibi 14.50 TL hemen karşısındaki dükkanda 7.50 TL dedi.
Aradaki fark marka veya kaliteden değildi çünkü aynı marka aynı kalite hatta naylon poşetleri bile aynıydı.
Az önce internete baktım
Hırdavat Batarya Montaj Ay Takımı Çift Vidalı

Koçtaş 29.90
https://www.koctas.com.tr/diall-ay-takimi/p/1000154027

Tredyol 17.07
https://www.trendyol.com/hirdavat/batarya-montaj-ay-takimi-cift-vidali-p-38792141

Daha önce “Karabük esnafının kafası karışık” diye yazmıştım. Yok sadece bizim esnafın değil herkesin kafası karışık…


Çürüyor! Yazık, Günah değil mi?

0

Geçen hafta yine burada internet sitemde Karabük’teki “Etkili ve yetkililere soruyorum” başlıklı bir yazı yayınlamıştım. O yazımda 23 soru vardı şimdi 24 oldu, yine soruyorum; “Karabüklü yetkililer bu devasa bina çürüyor benim vicdanım sızlıyor ya sizin?”
Başka sorum “şimdilik” yok!…


#KarabükAnlık 13.04.2022

0

İnternet web sitemin istatistik verilerini inceliyorum. Günde kaç kişi ziyaret etmiş? Özellikle hangi yazım daha çok okunmuş ve benzeri bilgileri ara sıra gözden geçiriyorum.
Bu sabah dikkatimi çekti.
Bir Karabüklü Google’a bakın ne sormuş…

GOOGLE’A SORU: Atilla Karaarslan’ın siyasi görüşü nedir?
Hemen cevap veriyorum:
Şimdiye kadar hiçbir siyasi partiye üye olmadım.
Atatürk ilke ve devrimlerine bağlı;
(Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik, Halkçılık, Laiklik, Devletçilik, İnkılapçılık, Ulusal Bağımsızlık)
ATATÜRKÇÜYÜM
Laik, sosyal bir hukuk devletinden ödün vermeyen;
Milliyetçiyim,
Ülkücüyüm,
Halkçıyım,
Devletçiyim,
Devrimciyim,
Hürriyetçiyim

Özetle
TÜRKÇÜYÜM
Ne Mutlu Türküm Diyene!..

Dünlük

0

Evet yanlış okumadınız bu yazı dünlük… Anlık olur da dünlük olmaz mı? Olur Olur!
Dün Keltepe’ye gitmiştim.
Kayak merkezine değil, “Bahaddin Dede”yi ziyarete gittim.
Bir köyün cami avlusundaki musalla taşının altındaki yazı dikkatimi çekti.
GİT YAŞA GEL
Ne kadar çok anlamlı değil mi?