Karabük Üniversitesi ciddi proje üretmeli -2-

Karabük yıllardır aynı sorunun içinde nefes alıyor, ağır sanayi, yoğun emisyon ve giderek artan sağlık riskleri. Sokaktaki vatandaş bunu “hava ağır” diye tarif ediyor. Veriler ise daha sert konuşuyor: partikül madde, kükürt dioksit, azot oksitler ve uçucu organik bileşikler… Yani sadece kirli hava değil, doğrudan sağlık tehdidi.

Ama bu hikâyenin bir de sabahı var.

Saat 05.00…
05.30…
06.00…

Karabük’ten Ankara’ya kalkan otobüsler doluyor.

Bu doluluk bir yolculuk yoğunluğu değil.
Bu, bir hastalığın hareket hâlidir.

O koltuklarda çoğunlukla kanser hastaları var. Kemoterapiye yetişmeye çalışanlar, kontrol randevusuna gidenler, bir gün daha yaşayabilmek için yola çıkanlar…

Çünkü bu şehirde onkoloji hastanesi yok.

Yani Karabük’te insanlar sadece kirli havayı solumuyor,
aynı zamanda tedaviye ulaşabilmek için kilometrelerce yol gitmek zorunda kalıyor.

Bu bir tercih değil.
Bu bir mecburiyet.
Bu, sistemin açık bir boşluğu.

Tam da böyle bir tabloda Karabük Üniversitesi’nden bir proje duyuruldu. Başlık iddialı: atık biyokütleden elde edilen karbon malzemelerle benzenin gaz ortamından uzaklaştırılması.

Bilimsel olarak bakıldığında problem doğru: benzen kanserojen bir kirletici. Kullanılan yöntem de yabancı değil: karbon bazlı malzemeler ve adsorpsiyon teknikleri. Üstelik çevre dostu sayılan derin ötektik çözücülerle malzeme performansı artırılmaya çalışılıyor. Kağıt üzerinde her şey yerli yerinde.

Ama mesele kağıt değil. Mesele Karabük.

Çünkü Karabük’teki hava kirliliği tek bir gazdan ibaret değil. Bu şehirde sorun, bacadan çıkan ve atmosfere karışan kompleks bir karışım. Partikül madde, kükürt dioksit, azot oksitler… ve evet, benzen. Ama sadece benzen değil.

İşte tam burada proje ile gerçeklik arasındaki kopuş başlıyor.

Bu çalışma bir laboratuvar çözümü. Kontrollü ortamda, belirli bir gazı, belirli bir malzeme ile tutmaya odaklanıyor. Oysa Karabük bir laboratuvar değil. Açık atmosfer, sürekli emisyon, kontrolsüz yayılım… Bu şartlarda adsorpsiyon teknolojisi ancak bacaya takılırsa işe yarar. Şehre değil.

Daha açık söyleyelim:
Bu proje Karabük’ün havasını temizlemez.

Ve daha acısı:
Bu proje, her sabah Ankara yoluna düşen o hastaların yükünü de hafifletmez.

Çünkü sorun sadece kirli hava değil…
O kirli havanın sonuçlarıyla baş başa bırakılmış bir şehir gerçeği.

Temizleyebileceği tek yer, uygun şekilde entegre edilirse, bir fabrikanın çıkış hattıdır. Yani çözümün adresi sokak değil, kaynaktır. Ancak projede ne saha uygulaması var, ne mevcut tesislere entegrasyon planı, ne de emisyon kaynağına dair somut bir model.

Bir başka dikkat çekici detay: kullanılan biyokütle. Baobab çekirdeği. Türkiye’de olmayan, yerel olmayan, endüstriyel ölçekte sürdürülebilirliği tartışmalı bir materyal. Bu tercih bilimsel olabilir, ancak sahaya dönük değildir. Daha çok akademik yayın üretimine uygun bir seçimdir.

Ve en kritik eksik:

Bu şehirde gerçekten ne solunduğunu ortaya koyan kapsamlı bir çalışma hâlâ yok.

Karabük’te benzen seviyesi nedir?
Hangi bölgede yoğunlaşıyor?
Hangi kaynak ne kadar kirletiyor?
Kanser vakalarıyla doğrudan ilişki kurulmuş mu?

Bu soruların cevabı olmadan geliştirilen her teknoloji, havada kalır. Kelimenin tam anlamıyla.

Ama bazı gerçekler ölçüme ihtiyaç duymaz.

Her sabah dolu kalkan otobüsler…
Yorgun yüzler…
Ankara’ya uzayan bir tedavi yolu…

Bu tablo zaten sonucu anlatıyor.

TÜBİTAK destekli olması projeye bilimsel bir değer katar, ancak bu programların doğası gereği bu tür çalışmalar küçük ölçekli ve deneyseldir. Yani bu bir çözüm projesi değil, bir araştırma adımıdır. Ama Karabük’ün ihtiyacı araştırma başlığı değil, sahada karşılığı olan somut eylemdir.

Sonuç net:

Karabük’te sorun büyük, çözüm ise mikro ölçekte.
Hava şehirde kirli, çözüm laboratuvarda sıkışmış durumda.

Ve insanlar…
Çözüm beklerken yollara düşüyor.

Eğer gerçekten bir şey yapılacaksa, önce şu gerçekle yüzleşmek gerekiyor:

Bu şehirde hava neden kirli, kim kirletiyor ve nasıl durdurulacak?
Ve daha da önemlisi:
Bu şehirde insanlar neden tedavi için başka şehirlere gitmek zorunda kalıyor?

Bu sorular sorulmadan, verilen her cevap eksik kalmaya mahkûm.

Facebook Yorumları

Son Haberler